İzleyiciler

15 Mart 2017 Çarşamba

Bloglar Arası Röportaj




Ayol ne kadar da meraklıymışım birileri bana sorular sorsun, ben onları cevaplayayım. Sevgili annesinin prensesi'nin aklına sağlık, hem yeni bir blog arkadaşı kazandırdı bana hem de keyifli bir röportaj yaptırdı. 
Röportaj eşim tembelprenses, Elif Sağlık. Bloğundan okuduğum kadarıyla, ismiyle pek bağdaşmayan azimli, manevi konulardan haberdar, alımlı, ayakları yere basan genç bir arkadaşım. Güzel sorular sormuş. ama zor sormuş... :))) Günlerimi aldı cevaplaması :D


*Sizin için Tanrı nedir ? İtaat etmek ve iman etmek arasındaki fark nedir ?
Manevi konulardan bihaber oluşum beni oldukça rahatsız ediyor. Büyüklerden gördüğüm değil de, kendim araştırarak bulayım istedim bir şeyleri. Hani olması gereken de o ya. AÖF'ün ilahiyat bölümüne kaydoldum. Amanın ne kadar zordu, yapamadım, kaldı. Sonra makaleleri okudum, açık oturumları izledim, bloglar okudum. Her türü hem de. Ayşe Hür'ü de okudum, Cemalnur Sargut'u da.. Sevan Nişanyan'ı da okudum, Abdülaziz Bayındır'ı da.
Hoca Nasreddin der ya, "Hanım sen de haklısın" :D
Hiç uçlara gitmedim ama kafam karışmadı desem yalan olur.
Buraya yazdıklarım benim sorumluluğumda, kimseyi yanıltmak, kızdırmak vs  amacında değilim.
Tanrı'nın varlığına inanıyorum, ama semavi dinlerde "niye" diye sorduğum onlarca şey çıkıyor. Körü körüne inanmak -Taklid-i iman- yanlış deniyor ama tahkik ettiğinde cevapsız kalan ve o günün şartlarıyla açıklanamayacak bir sürü şey ortaya çıkıyor. Şüphe olmamasının doğru olduğu öğretiliyor ama bu durum da tahkik-i iman ile çelişiyor. Şu an'ımla ilk gençlikteki tanımlarım oldukça farklı. Gelecekte de düşüncelerimin ana başlıkları değişmese de, değişiklikler olacağını zannediyorum. Bana göre;
Tanrı, Allah, bence her şeyi yaratan. Sınav dünyasını yaratıp, bizi sınayan güç. O'ndan geldik, O'na döneceğiz.
İman etmek, Allah'a inanmak başlığı altında O'nu tanımak.
İtaat etmek, Allah'ın emirlerine uymak.
Biri düşünce, diğeri icraat özetle.
Bunlar, pek çok kişiyle ortak yanıtlar. Benim fikirler bunların alt başlıklarında değişiyor. Beki onları da bilahare konuşuruz. ;)

*İnsanın nefsini yenebilmesi sizin için ne ifade ediyor?
Nefs'i kendi özelimde, "içimdeki yaramaz, şımarık, asi kız" olarak tanımlıyorum. Büyük erenlerin nefsini terbiye etmek için çile çektiklerini hatırlarsak, benim tanımım çok sığ kalıyor ama düşüncem bu. Çok genel anlamıyla "yasak" olana verilen tepki olabilir mi acaba? Bu yasak yeri gelir, inanılan dine göre haram olan şey olur, yeri gelir uygulanan diyetteki yenmemesi gereken abur cubur olur. Dolayısıyla nefsi yenebilmek insanın inancı ve amaçlarıyla ilgili; ahiret hedefliyorsa dini yasakları çiğnemeyecek, sağlığı hedefliyorsa bilim insanlarının yasaklarına uyacak, güzelliği hedefliyorsa uzmanları dinleyecek falan falan.

*Kendinizi yeterince tanıyor musunuz ? Kendinizi seviyor musunuz?
İnsan içinde bulunduğu durumla, çevresindeki insanlarla, yaşadığı olaylarla değişiyor. Bu soruya "evet" diyenin yanıldığını düşünürüm naçizane. Böyleyim, şöyleyim, kesinlikle yapmam dediğim şeyleri mecburen yaptığım örnekler olduğuna göre, kendimi yeterince tanımadığımı söyleyebilirim. Genele bakınca hayır, tanımıyorum. Ama an için konuşuyorsak, evet tanıyorum. Ne severim, neye sinirlenirim, ne mutlu eder falan falan. Hiç bir zaman "şaşırdım, hiç böyle bir tepki vereceğimi beklemezdim kendimden" demedim. An içinde tutarlıyım ama genele bakınca büyük sapmalar var. :D
Şems-i Tebrizi' nin şu cümleleri cuk oturur benim itikatıma...
Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür.Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz.Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır.Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
Değişe değişe kusursuzluğa doğru gidiyoruz.

Kendimi seviyor muyum, evet seviyorum. Narsizmin en büyük belirtilerinden biri, "Herkes benim gibi olsa, dünya ne güzel olurdu" diye düşünmekmiş. Diyorum, ve gerisini yorumunuza bırakıyorum. 
Narsizm: Nar seven kişi
Hahhaha :D



3 Mart 2017 Cuma

Melankoli tercih midir?

Şükrü Erbaş diye bir şair- yazar...
Hiç üşenmemiş, beni araştırmış, incelemiş... Neler düşündüğümü, hangi olaylara ne tepki verdiğimi, ne sevmediğimi, ne sevdiğimi bir bir yazmış.
İşin ilginç tarafı, hiç aklımda olmayan düşüncelerimi bile doğru tahmin etmiş, bulmuş çıkartmış.
Daha ilginci, yetişkinlik düşüncelerimi ben daha 7-8 yaşlarındayken yazmış.

Allah Allah.
Nasıl da hiç fark etmedim böyle bir analiz altında olduğumu...
:p

"Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi - beyaz mıdır, kurşuni - külrengi mi yoksa?"

20 Şubat 2017 Pazartesi

"Men Of The Year 2016"

Mart geliyor :) 
Benim minnoş, kendini yerden yere atmaya başladı. Kuyruk daim havada, hızla koşup koşup bir yerlere çarpıyor. Ne zaman karşılaşsak sırtüstü dönüveriyor karnını kaşıyayım diye.
Başlıyoruz yani.
Miyavlamalar maaaoovlamalara dönüyor, ilerleyen günlerden çekiniyorum açıkçası.

O bağırtılarda küçük prensi nasıl uyutacağım?
O bağırtıları büyük prense nasıl açıklayacağım? :)))

Neyse...
Geçen hafta beraber film izledik.




Bayat mamayı yemeyen kızımın  "kalite"den anladığına bir kez daha şahit oldum. :D
Anladım ki, Sarman, Kara, Pamuk vs gönlünde değil benimkinin, abayı yakmış. Boynunu bükmüş, adamın karşısında yalanıyor.
Her tür dişi cinsine hitap ediyor arkadaş.

Dün de, magazin programlarını izlerken şu habere denk geldim.


Benim damat adayı en iyi aktör seçilmiş. Olmuş. Yakışmış.

Gel gelelim benim için önemli asıl duruma.
Şöyle ki, "ayyy, ne yakışıklı adam" demedim, "ayyy, karısı ne şanslı" da demedim. 
"Ayyy, annesinin yerinde olmak isterdim" derken buluverdim kendimi. hatta gözümün önünden annesiyle tanışabilme, tüyolar alabilme ihtimalinin olup olmadığı geçti.
Farkettim ki, geçmiş benden.
Yaşlanmışım, ruhum, gönlüm yaşlanmış. 

Yüzümdeki ilk kırışık, saçımdaki ilk beyaz bu kadar üzmemişti beni. 





27 Ocak 2017 Cuma

İyi ki doğdun Büyük Prens









Kebapçıda kutladık. :D
Geçen seneki ev macerasından sonra dışarıda kutlamayı planlıyordum. Doğru bir karar olmuş. 
Çocuklar oyun alanında kudurdular, anneler muhabbet ettik.
İkrammış, parti öncesi- sonrası temizlikmiş, çocuklara oyun bulmakmış,.... yok!

Ohhh, sefamız olsun.




Akıl plan yapar, kader gülermiş

Ağustos ayıydı, arkadaşımız F dedi ki, "sömestrde bize gelin, muhabbet ederiz, çocuklar da yarenlik ederler." Aklımıza yattı, planlar yapıldı, 5 anne, 9 çocuk, kış tatili başladığında Kalkan'da buluşmak üzere uçak biletlerimizi aldık.
Zaman yaklaştıkça heyecanlandık, neler yapacağımızı planladıkça çocuklar gibi sabırsızlandık. Derken ocak ayı başlarında Antalya'da tufanlar boranlar kopmaya başladı, aşır yağıştan okullar tatil oldu. Yıllardır yağmayan kar yağdı.
Ankara'da da, İstanbul'da da kar bastırdı, uçuşlar iptal oldu. Biz hop oturup hop kalkmaya başladık.
Sonrasında hava düzeldi, meteoroloji bizim tatil aralığımızı güneşli göstermeye başladı. Moraller de düzeldi, hayaller daha ayrıntılı kurulmaya başlandı.

13 Ocak sabaha karşı bir mesaj aldım, F nin ablasından. Arkadaşımın sobayı yakmaya çalışırken tutuşturma jelinin patladığını, kollarında ve göğsünde 3.derece yanıklar oluştuğunu, Antalya Hastanesinde yer olmadığı için Aydın'da hastaneye kaldırıldığını yazdı. Peşine de eklemiş, "lütfen biletlerinizi iptal etmeyin, Nisan Mayıs gibi bekliyoruz"
Başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Ertesi gün ayrıntıları da öğrendik. İşin ne derece ciddi olduğunu da.

Ucuz olsun diye promosyon bilet aldığımızdan iptal ya da erteleme hakkımızın olmadığını biliyorduk. Ama İstanbul'dan gelen arkadaşlarımın uçuş saati değişmişti, bu durum iptal şansı vermiş, onlar da iade ettiler. Benim böyle bir hakkım olmadı.
Biletimin yandığını düşünürken, Antalya'daki arkadaşım bir otel ayarladı. 5 arkadaş, 9 çocuk, Kalkan'da villada yapmayı planladığımız tatilimizi 2 arkadaş, 2 çocuk, Side'de otelde yaptık.





Düden Şelalesi

Titreyen Göl

Uzun uzuuun yazasım yok. İki haftada değişen hayatlar, alınan dersler, yapılan ani planlar....


9 Ocak 2017 Pazartesi

inadına "Kürk Mantolu Madonna"

Çok seviyorum kitap okumayı, okurken zaman duruyor, hüzünler erteleniyor sanki.
Bebekten arta kalan zamanda proje çizdiğim, arada derede yemek yapmaya çalıştığım şu günlerde öyle bunaldım ve huzurlu hissetmeyi öyle özledim ki, kaçtım artık. Yemek yapamadım, lahmacun istedik. Çocuklar yemedi, aç kaldılar. Bebeğin peşinde dolanamadım, bir baktım pastel boya bulmuş, onu yemiş. Ayakkabıları, çorapları çıkartmış, yalınayak gezmiş. Abi, salonda uyuyakalmış. Allah'tan üstünü örtmeyi akıl etmiş.
Utanmasam evin halinin fotoğrafını da çeker koyardım. Sabah gelen bakıcı hanımın nutku tutulmuştur.

Ne yaptım peki? "Kürk Mantolu Madonna" yı okudum. Daha önce defalarca başlamıştım, elimden alınmış, afiyetle kemirilmişti. Bir yerde oturduğumu gören kedim kucağıma yerleşti, beraber okuduk.


Pişman mıyım? Değilim aslında ama "iyi ki yapmışım" da diyemiyorum. Belki daha kötü hissedecektim okumasaydım. Gündem malum, dolar bilmemkaç lira olmuş, herkesin suratı asık, korkulu.
Yorum yapasım yok, diken üstünde okuduğum için hakkını veremedim. Akıcı, okuması keyifli bir kitap ama tatsız bir hikaye anlatıyor. Adama ayrı üzülüyorsun, kadına ayrı.
Böyle bir niyetle, pek çok şeyden vazgeçerek okuduğum bir kitabın beni mutlu etmesini isterdim, üzeceğine. Sırada "Küçük Ağacın Eğitimi" var aylardır elimde sürünen.

2 Ocak 2017 Pazartesi

Bakara 286

........ Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”