Takipçiler

6 Nisan 2019 Cumartesi

dağlarına bahar gelmiş memleketimin....

Aylardır bloğuma yazamıyorum. Başta epey rahatsız ediyordu, sonradan ölü günlüklerimden biri haline geldiğini kabullenmiştim ki.... içime yaşam enerjisi doldu birdenbire.
Arada bir oluyordu böyle... Nasıl başlayacağımı bilemiyordum. Sanki çok uzun zamandır arkadaşınla görüşmemişsindir de ufak bir işin düşer, aramaya utanırsın. Onun gibi, yazamadım ben de.

Ama dağlarına bahar geldi memleketimin.
Umutlandım. Yüreğimde hissettim umudu. Bugün gördüm afişi, etraf şenlenmiş, fotoğrafını  çekmek geldi içimden. Çekip ne yapayım, bloguma yazayımm.


 Allah utandırmasın. Ne O'nu, ne bizi.....



19 Nisan 2018 Perşembe

wiky watch adında bir çocuk saati saçması

Çocukların kullandığı konum gösteren saatler var, bilir misiniz? 
Güya kuzuların nerede olduğunu an be an takip edeceğimizi vaad ettikleri...

Gündemden acı haberden eksik olmadıkça her anne gibi paranoyaklaştığım için büyük prense çocuk saati alalım dedik. Çok fazla seçenek yoktu, bu markayı aldık. Turkcell hatla beraber kampanya varmış, az para da değil hani. 
Aldık getirdik, kurulumunu yaptık. Cep telefonlarına da program yükledik, ondan takip edeceğiz ya. Beklemek gerekiyormuş bir süre, bekledik. Ama o da ne, an be an takip edeceğim çocuğum yanımdayken telefonuma göre iki sokak aşağıda görünüyor!!!
Müşteri hizmetlerini aradım, böyle yapmışsınızdır düzeltince doğru gösterir dediler, böyle yapmamıştık, öyle yapmışsınızdır dediler, öyle de yapmamıştık. Gönderin bize dediler, gönderdik. Geri geldi düzeldi diye, sizce düzelmiş miydi?
Neyse dedik artık, hiç olmazsa haberleşmek için kullanırız...
Bir kaç ay sonrasında çok kaliteli saatimizin kordonu koptu, nerden bulabiliriz diye aradık aynı yeri, bize 19 lira gönderirseniz takarız dediler, taktılar gönderdiler. Bir ay kadar sonra da bir farkettik ki şahane saatimiz şarj tutmuyor. Tam şarjla okula gönderiyorum, öğlene bitiyor.
Yine müşteri hizmetlerine kargo.
Saatin şarj problemi var, ama konumu da doğru göstermiyor yazıyorum problem kısmına. Olur ya ehil birinin eline geçer de belki hallolur diye. Şarj çözülüyor ama konum nanay.
Geçen gün saatin kordonu yeniden koptu. Şaşırmadık. Müşteri hizmetleri bu defa hizmeti çeşitlendirmiş, whatsapp dan dekont ve adres gönderiyorsunuz, size kargoluyorlar. Bana yol yordam gösteren hanımefendi bugün dekontu gönderdiğimde diyor ki:
-Daha önce söylememek benim hatam olmuş olabilir ama elimizde mavi renk kordon yok. İsterseniz 350 lira karşılığında bir üst modelimizle saatinizi değiştirebiliriz.

!!!
Elime davul zurna alıp bu kalitesizliği yedi cihana duyurmak istiyorum. Şimdilik elimden bu kadarı geliyor. Kısmet olur da şu yoğunluğu atlatabilirsem, her platformda anlatacağım bu saatimsi şeyi.


20 Mart 2018 Salı

kedi kapısını kapatan velet

Kedilerin kumu kapalı balkonda, balkon kapısında da kedi kapısı takılı.
Başlıktan ne olduğu tahmin ediliyor sanırım.

Küçük kedilerden biri kızgınlığa girdi, kötü kötü bağırıyor. Sabahın köründe sesiyle uyandık. Kahvaltı hazırlıyoruz, bakıcı teyzemiz geldi, bir hışımla mutfağa girdi, bağırıyor:
-Kedi masaya işiyoor!!!
Koştum salona, bizimki pozisyonunu almış şıkır şıkır işiyor.

Arada bir yataklarımıza işeniyor, hangisi olduğunu bilmiyorum ama yavrulardan biri sanıyorum. Sanıyorum ki suçluyu yakaladım.
Kumun yanına gittim kirli mi acaba diye, balkon kapısını açınca yanıma geldiler, kum kirli değil, kapadım kapıyı, onlarınkini itekledim girsinler diye, aaa gitmiyor, niye? KİLİTLİ ÇÜNKÜ.

Allahım Allahım sen aklımı koru.

Sanki evin her yerinden çiş kokusu geliyor. Yün yorganıma da pamuklu yorganıma da işendiği için battaniye ile yatıyorduk, onu makinaya attım, prensin nevresimini değiştirdim. Yorganları kuru temizlemeye vereceğim,.Evi kırklamak lazım, işim de sıkışık, ayy yürüyüşe mi gitsem hepsini bırakıp??

12 Mart 2018 Pazartesi

Küstah deniz!

KÜÇÜK IRMAK
Bir kıyıda küçük ırmak
Coşkun coşkun çağlayarak
Bir denize akıyordu.
Kıyıları nihayetsiz,
Gösterişli, büyük deniz
Bu ırmağa bir gün sordu:
-Niçin? dedi küçük ırmak
Sabah akşam çağlayarak
Bana doğru koşuyorsun?
Muhtaç mıyım suyuna ben?
Bir eksiğim var mı senden?
Niye böyle coşuyorsun?
Cevap verdi küçük ırmak:
-Sözüm, dedi, dokunacak,
Kibirlenmek çünkü huyun.
Benden çok büyüksün gerçek,
Yoktur fakat içilecek,
Bir damlacık tatlı suyun.

Orhan Seyfi ORHON

İlkokul kitabımdaydı bu şiir. Çok sevmiştim ama sanmıştım ki gerçekten denizle ırmak konuşuyor.
Meğerse küçük yüreklere ayrı, büyüklere ayrı hitap ediyormuş.

Çalıştığım şirket aylardır iş göndermiyor. Masraflar aynen devam ama. Boş boş bekleyeceğime birilerinin yardıma ihtiyacı varmış, destek istediler, tamam dedim.
İşin sahibini tanırım, kimse sevmez, ama çok donanımlıdır, bilir. İşini bilir, yönetmeliği bilir, kuralları bilir, dini bilir, kitapları, önemli insanları, önemli yapıları... çok şeyi bilir, ama insanlığı bilmez.
Böyle olduğundan haberim vardı da, bana da aynı davranmasını beklemiyordum. Niyeyse :/

Başlanmış bir iş sonuçta, ortasından giriyorum. İstiyormuş ki, haşmetmahap hiç rahatsız edilmesin, ben ulvi güçlerimle her şeyi halledeyim.
Soru sorarsın, tersler. Hem de herkese açık grupta. İster ki rencide olsun. Bir daha soru sormasın.
Yardım istersin, aşağılar. Bir de "çok kolay" diye ekler. E bana kolay değil işte ki, senden istedim. Söylemesen bile "bilmiyorum" de, ne uzatıyorsun??
Maksat zehrini akıtmak.
Ben yeni mezun dünkü çocuk değilim ki, dediklerini kulak ardı edeyim.
Ortaya bir şeyler çıkartırsın, beğenmez. Dalga geçer.

Geçen cuma bir soru sordum, geçiştirdi, ayrıntı sordum, öyle bir ses kaydı göndermiş ki whatsapp'dan, akşama kadar ağladım bilgisayar başında.
En çok kendime kızdım sonra, denenen adam denenir mi tekrar tekrar? Neden ders almıyorum hiç? Yap geç git işte, ne biliyorsan! Kaşındım, kaşıdı herif.

Hâla istiyor mudur bilmem ama bir sonraki işi de beraber yapmayı düşünüyordu bir ara.
He canım he.

İnşallah başka bir yerlerde ekmek vardır da buna mecbur kalmam.
Yıldız Tilbe der ya hani
"Güzel elbiseleri giyip kuşanacağım, senin önünden geçip, seni çatlatacağım" diye,
Bir yarışmada, şunda bunda bir başarı kazansam da görse istiyorum. Nasip olsa keşke.

Ne üzdü adam beni ya.






26 Şubat 2018 Pazartesi

Bi'şey yapmalı... Hey!

Üniversitede sevdiğim bir hoca vardı, havadan sudan konuşurken "Çocuk Esirgeme Yurtlarını" ziyaret ettiğini öğrenmiş, "ben de size katılmak istiyorum" demiştim. "Tamam" demiş, haber vereceğini söylemişti. Beklemiş, beklemiş, hatırlatmış, yine söz almış, tekrar hatırlattığımda da, benim çok duygusal bir kız olduğumu, o ortamı kaldıramayacağımı, gönüllülük yapmak isterken, yaptığımın kendim için de, oradaki çocuklar için de kötülük olabileceğini duymuştum kendisinden.

Arada bir kaç girişimim daha oldu, ama lafta kaldı, icraata geçiremedim bir türlü.

Anlattığım konuşmanın üzerinden yaklaşık yirmi yıl sonra, annemle muhabbet sırasında laf lafı açtı, komşusuna geldi, komşusunun kızına geldi, kızcağızın yetiştirme yurtlarını, özel eğitim gören öğrencileri, huzurevindeki yaşlıları ve morale ihtiyacı olan akla gelen her grubu belli aralıklarla destekleyen bir melek olduğunu öğrendim. Yeterince büyümüştüm, çok bile büyümüştüm. Soluğu yanında aldım.

Zannediyorum ki, yurtlar soğuk, ranzalı odalarda onlarca çocuk kalıyor, bakıcılar insafsız, dayak, taciz, açlık, baskı her türlü zorluk var. Nasıl dayanabildiğini soruyorum, diyor ki:
-Eskidenmiş onlar. Devletin en iyi yaptığı iş yurtları düzenlemek oldu. "Sevgi evleri" var, beş altı çocuk bakıcılarıyla evlerde kalıyorlar. Sosyal etkinlikler düzenleniyor, takip ediliyorlar. (Allah'ım, ne olur doğru olsun, ne olur gerçekten bizde de yüz güldüren, düzgün işler yapılmış olsun...) Bizim bir grubumuz var, arada buluşup onları bir yerlere götürüyoruz. Başka etkinlikler de oluyor. Dilerseniz sizi de söylerim, whatsapp grubuna eklerler, müsait olduğunuz etkinliğe siz de katılırsınız."

Duyduğum haberden mutlu, bir işe yarayacak olma ihtimalinden dolayı heyecanlı ayrıldım yanından. Birkaç gün sonra telefonum bipledi, gruba katılmışım. Ekleyene teşekkür mesajı yazdım. Tanıştık. Kimsin, ne yaparsın, elinden ne gelir....
Beş gün sonra ortopedik engelliler okulunda verilen moral organizasyonunda udumla sahnedeydim.



Kim için?
En çok kendim için... Ben kazandım, herkes kazandı. En çok sevgi kazandı.



Aylar, belki de yıllar sonra ilk kez o gün heyecanlandım, gelecekten korkmak yerine umutlandım. Farkettim ki toplumda melekler de var, iyi insanlar, mutlulukla mutlu olan kıymetler var.

Öğrendiğim kadarıyla yurtların düzenlenmesi eski Aile Bakanı "Fatma Şahin" tarafından yapılmış, Ak Partiyi desteklemediğimi beni tanıyan herkes bilir. Gözümle görmedim ama duyduklarım öyle mutlu etti ki beni, helal olsun Fatma Şahin. Helal olsun!




28 Aralık 2017 Perşembe

güçlü kedi, güçsüz kedi

Aylardır yazamıyorum buralara, sevdiğim takip ettiğim arkadaşlarım var, okuyamıyorum, yorumlayamıyorum. Halbuki bir ara güzelce rutine oturtmuştum, iyi gidiyorduk. Şimdi yazmayınca insan bir garip suçluluk hissediyor, ay ne tuhaf.
En yakın arkadaşım boşanıyor, 5 yaşında bir prens var ortada. Ayrılmak için çok geçerli sebebi var. Ama melekler ağlarmış ya, ağlıyoruz hep beraber.
Arkadaşım güçlüdür, hemen yıkılmaz, diktir.
Oğlunun arkasında kale gibidir. En kralından analığını yapar. Babalık da yapar. Okula, etkinliklere, kurslara o alır götürür. Hastalanır, doktora o taşır, başında bekler. Yemek hazırlar, evi toplar, ütü yapar. Oğlanla kurabiye pişirir, balkonda fasulye yetiştirirler beraber.
Evin kredisini o öder.
Ama dayağını da düzenli olarak yer.
Psikolog demiş ki, bu adam değişmez. Kabul ediyorsan devam et. Etmiyorsan ayrıl.
Dayak dışında çok ortak yanımız var, hani "bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" lafı var ya, işte biziz.
Güçlüyüz. Çevremizdeki çoğu kişi bize sahip olduğu için kendini şanslı görüyor. Ama biz......


Kedimin iki minnakı oldu, davulla zurnayla haber verdim bilirsiniz. İsimlerini büyük prens koydu, Yıldız ve İnci. Hahhaha, İnci olanın adını Tırsık olsun diyorum, kabul etmiyor. Halbuki hem diğer yavrunun ismine uygun, hem kendine yakışır bir isim. Çünkü Yıldız ne kadar evin yıldızıysa, İnci o kadar Tırsık :)
Yıldız, gelir, yanaşır sürtünür. Alırsın, kalbine yapıştırır, mıncırırsın. Miiiv yapar. "Anneye miv yok, anneye miv yok" deyip hırpalarsın. Çalışırken gelir, kucağına atlar, oraya yerleşir, uyur. Bu hazzı kedisi olmayana tarif edemezsin, hayvanı rahatsız edip yerinden kalkamazsın.
İnci seni görür, siner. Oturduğu yerin yanından geçecek olsan kalkar yatağın altına girer, yaklaşırsın kaçacak delik arar. Sevmeye çalışırsın, kaçar.
Yavrulardan birini baştan beri verelim diye konuşuyoruz ama beğenemedik kimseyi, veresimiz de yok. Bir akramızın yakını heveslendi, iş ciddiye bindi, gelip görecek. Sıcakkanlı bende kalsın,diğerini vereyim diye düşündüm ilk. Sonra korkak olanı sevmeyeceklerini, belki de sokağa atacakları aklıma geldi. Ben onun nazını çekerim de eller çekmez dedim. Diğerini veririm dedim.
Sonra aklıma Yıldız'ı cezalandırmış olabileceğim geldi. Öyle ya, anasından, evinden, kardeşinden ayrılacak. Niye? Çünkü o güçlü, öteki güçsüz. O yapar, öteki yapamaz.
Sonra kendim geldim geldim aklıma. Ve de arkadaşım. Güçlü görünmeye çalıştığımız için her şey bizim üstümüzde. Amman kimse yorulmasın, kimse kırılmasın, üzülmesin. Biz hallederiz her şeyi, yeter ki herkes mutlu olsun.

Güçlü olmak her zaman doğru değil. Kadın için özellikle böyle. Erkeğin fıtratında ezik bir kadını koruyup kollayıp kahramanı olmak yatıyor. Ona mecbur olunduğunu bilmesi, böyle değilse bile, öyle düşünmesi lazım.


Bi de şu yazıyı okuyun isterseniz. Altına imza atarım. İmza atacak binler bulurum :/